Yahudi kökenli Amerikalı iş insanı milyarder sapık Epstein vakasının dehşetinin sarsıntısından kurtulup kendimize gelemediğimiz günlerden geçiyoruz. Duramadık düşünemedik yıkıldık, iki satır konuşamadık. Akıl almaz olaylar her gün ağırlaşarak bizi insan olmaktan utandırmaya devam ediyor. Bu zor koşullar altında mağdurların acısını paylaşmaya cesaret edemiyoruz. Onlar adına üzüntülerimizi sunamayacak kadar yaralanmış bitap vaziyetteyiz.
Psikolojik, sosyolojik, antropolojik, siyasi, teolojik yönleriyle incelenmesi gereken bu sapkınlığın burada psikolojik olarak çok küçük bir kısmına bile değinmeye gücümüz yetmiyor. Aldığımız nefesi veremiyor verdiğimiz nefesi geri alamıyor haldeyiz. İnsanlığı bu hale getirenlere karşı çok öfkeliyiz.
Bununla birlikte yaşanan dehşet verici bu gerçekler ruh sağlığı uzmanlarının en temel inceleme alanlarından biridir. Bizler ruh sağlığı çalışanları adına Ruh Sağlığı Derneği olarak, yaşanan bu travmatik acılardan etkilenen insanlar da olarak huzursuzluğumuzu tarihe karşı kutsal bir sorumluluk olarak gördüğümüz için kendimizi azıcık toparlar toparlamaz isyanımızı haykırıyoruz.
Bu sapıklık değil sapkınlık meseledir. Bir kişi, bir grup, bir cemaat, bir klan, bir devlet, bir itikat, bir inanç meselesinden daha büyük bir medeniyetsizlik meselesidir.
Kendini bencilliğin zirvesinde ışınlayan narsistik ve psikopatik yapıdaki varlıkların inanç sistemlerinden de beslenen çarpıklıkları, kendinden başkasını ötekileştiren, metalaştıran, yok sayan, nesneleştiren insanlıktan nasibini alamamış “güç, saldırganlık, cinsellik, haz, sistemsel çürüme”yle yoğrulmuş materyalist bir medeniyetsizliğin çürümüşlüğünün kokusudur. Leşi daha derinde ve çirkindir. “Ete kemiğe büründüm Yunus diye göründüm” diyerek canlı cansız tüm varlıkların varoluşsal anlamda eşit ve kendinden daha büyük bir bütünün parçaları olduğunu vurgulayan, “Enel Hak” diyerek canlı cansız ayırt etmeden tüm varlığı kendisinin de bir parçası olduğu aşkın boyutunu vurgulayan yüce medeniyetimizin evlatları olarak, ötekini berikini nesleştirerek ayrıştırmak yerine özneleştirerek birleştiren bir inanç kültür sisteminin bir parçası olan bizler ne özümüzü ne sözümüzü sakınmayacağız. Kimseden çekinmeyeceğiz.
Yüce vahyin ilk emri “oku” ile başlayan alak suresinde 6-7 ayetlerde “insan kendisini ne zaman yeterli görse fütursuzca azar” ifadesi narsistik kişilik bozukluğunun insanın içindeki “ben”i büyütüp diğerlerine yer bırakmadan, ötekileri nesneleştirmeye başladığını göstermektedir. Azgınlık ve sapkınlık budur. Kendinden başkasını içinde yansıtamayan sapkınlar anca içlerindekini azgınlıklarını dışarı kusarlar. Kökeninde kendi öznesi dışındaki tüm varlığı nesneleştiren empati ve vicdan yoksunu bu canavarlar kendisi dışındakileri öteki, hizmetçi gören ideolojik inanç sisteminin bireylerdeki tezahürüdür aslında. Dolayısıyla bu sapkınlığı bir kişiyle grupla sınırlandırmak yanlıştır. Tarih bu zihniyetsizlerin kanlı yatağıdır.
Güç ve kontrol bağımlılığının cinsel hazdan beslendiğini düşündüğümüz bu sapkınlıkta, nesneleştirilmiş ötekilerin üzerinde kontrol ve hakimiyet kurma motivasyonu ön plana çıkmaktadır. Bu bireysel olabileceği gibi, aynı motivasyonu paylaşan kişilerden olan bir gruplaarı da kapsayabilir. Hatta bir inanç sisteminden beslenen ve o inanç sistemini besleyen bir ideolojik itikada, hatta o itikattan bir devlete kadar uzanabilmiş korkunç bir ideolojik “vahşet zinciri”dir.
Sapkınlaştırıcı ideojik temellerden beslenen bu tutumlara esir olan insanlar grupları gruplar devletleri ele geçirip sapkın itikatlarını daha da azgınlaştırmışlar ve maalesef zayıf savunmasız kişileri grupları inançları devletleri kurban etmişler ve etmektedirler. Ne birey düzeyinde ne devlet düzeyinde güçten kaynaklı cezasızlık algıları ile iktidarlarını sürdürmektedirler. Epstein sapkınlığıyla Gazze’de yaşanan aynı sapkınlığın farklı tezahürleridir. Bu durum bireysel hezeyanların toplumsal ve ideolojik olarak nasıl paylaşıldığını göstermektedir. Güçleri yetse tüm varlıkları nesneleştirip kendilerine hizmet ettirecek kadar çılgınlıkta sınır tanımayan bu itikat sistemi yüzünden her yüzyılda bir bulundukları toplumlardan sürülen, zararlarından emin olunmaya çalışılan bir kavim olarak tarihe geçmişlerdir. Bugün de dünyanın gözünün önünde insanlığın isyanına rağmen Epstein gibi etki ajanlarının marifetiyle halkların isyanını yöneticiler eliyle susturmakta, BirLeşMiş Milletlerde 5 ülkenin insafına insanlığın kaderini bırakmaktadırlar. Geçmiş yıllarda söylediğimiz gibi bu insanları ceza mahkemelerinde yargılamak onlar için bir onurdur. Uluslararası Ruh Hastalıkları Mahkemeleri kuralım, hapishane yerine tımarhaneye yatırılması gereken bu insanları onurlandırmayalım. Maalesef ilk aşamasında genel değerlendirmesine bir nokta kadar değinebildiğimiz bu sapkınlığın psikolojik incelemesi ilerleyen günlerde daha ayrıntılı paylaşacağız.
Dr. Ömer Akgül
Ruh Sağlığı Derneği Başkanı